Gothic Olmak mı?

En basta müzikten baslamalisin.Etrafta duran tüm gruplari, tüm sarkilarini ezbere bileceksin.Sonra az bilenenlere geçeceksin.

Anti-Tikky olman gerek! Tikky gördügüne yüzüne tükereceksin.Mumkunse giydiklerin siyah olucak. Yirtacaksin file çoraplarini, kopkoyu siyah bir makyaj yapacaksin.Somurtacaksin hep! Gulersen eger iki saniye içinde tekrar somurtacaksin.Unutma! hayat b*k, sen boksun, herkes b*k, gülmek yok.

Internetin olucak.Vampirefreaks’e üye olacaksin, doldurucaksin “Insanlardan nefret ediyorum” demeyi de unutma.Bir de msn adresin olucak.Nick’ine, kisisel iletine alabildigine karamsar seyler yazacaksin ve ingilizce olucak.Bunu da unutma.

Eger messenger, vampirefreaks (yonja da olabilir bak simdi geldi aklima!!!) üyeliklerini aldiysan bir de resmin olucak gothic gothic.. Makineyi üstte tutacak ters ters bakacaksin.Çektin mi? Harika.Goth olma yolunda hizla ilerliyorsun.

Bunlari; yapinca, dogal olarak çevrende olmaya baslayacak.Onlarla alemin en kral yerlerine gideceksin, konusacaginiz en büyük konu gruplardir ki zaten bastan hallettin bunu dimi? Yirttin gotikim benim ve bir de samimi oldugun herkese kanka diyeceksin.Sokakta görüp tanimasan, seni arasa “Gel takilalim” derse, adini bile hatirlamasan “Oo kanka naber?” diyeceksin!

Kankalarinla özlesmen gerekecek.Sigara içerlerse bakacaksin ki sende içiyorsun.Alkolse her gece alacaksin.Derslerin kötü olmali, ailenle aran bozuk olmali.Varsa yoksa müzik ve kankalar.

Bunlari; yaptiktan sonra, artik sende “çok moda olan ‘gothic’” özentisi olabilirsin!

Dikkat:Bu tip insanları; sokaklarda görebilirsiniz.Çogu ozel okula gidiyordur, para boldur.

Peki gerçek gothic severlerle, özentileri nasil ayiracaksiniz?

Özenti her yerde özentidir.Zekası dusuktür, mantikli degildir, hayat görüsü yoktur ya da zirvadir.Özentiye tek laf edersiniz, tek bir elestiricik yaparsaniz, o size 10-20 kat laf eder.Dedim ya zekasi dusuktur.Kolayca anlasilir.Resmen “Ben burdayim” diye bagirir.Hizlica uzaklasin oradan! Caninizi kurtarin! Ozentiler gun geçtikçe bagisiklik kazanmaktadir.Taklit yetenekleri o kadar gelismistir ki, yaninizdakinin özenti oldugunu uzun bir zaman sonrasinda anlamaya basliyorsunuz.O yuzden uyariyorum

Buda Benim Mahalle Baskım

 Bu da Benim Mahalle Baskım

     Ertuğrul Özkök’ün “Havuz Problemi” başlıklı Pazar Yazısı’nı (Pazar, 23 Eylül 2007) okumuşsunuzdur.


     ”Türk Hava Yolları”nın hizmetini ve ikramını övdükten sonra –ki bunlara ben de katılıyorum– sözü çalınan müziğe getiriyor:


     “Kalkışta ve inişte insanlara zorla dinletilen o öldürücü ağır Türk müziği.


     İnsan sırf o işkenceye katlanmamak için somon ızgara yemekten bile vazgeçebilir.”


     Gazetede bizim odalarımız aynı kattadır. Yani aynı mahalledeyiz. Eskiden evlerimiz de aynı mahalledeydi. Burada bir mahalle baskısından söz edilebilir mi?


     Pazar günü başta Hasan Saltık olmak üzere birçok müzikçi dostum, okurum bana telefon ettiler, e–posta gönderdiler. Üzülmüşler.


     Klasik bir açıklamayla başlamalıyım yazıma.


     Bu sözler maksadını aşmış. Hiç anlayamadığım söz de budur, kimse kalkıp da senin maksadın neydi diye sormuyor?


     * * *


     Şimdi yazıya ilk itirazım şu:


     THY’de çalınan hangi Türk müziği? Benim sevdiğim, bildiğim, çaldığım, dinlediğim Türk müziği değil. Gerçi benim dinlediğim müziği Ertuğrul Özkök’ün seveceğini sanmıyorum.


     Ben uçaktaki müzikte iki saza ağırlık verildiğini biliyorum. Ney ve klarnet. Ayrıca belli bir saz eseri, popüler bir şarkının sazlı icrası çalınmıyor.


     Çalınan bir tür aranjman ki, gerçekten Türk müziğini arabesk düzeyine indiriyor.


     Türk müziğindeki aranjmanlardan, onu özgün sesinden uzaklaştıran çalışmalardan hiç hoşlanmam. Ne yazık ki birçok müzikçi bunu yapıyor. Oysa bir saz eseri çalınsa, onu da ustalar icra etse, her türlü müziği seven Ertuğrul Özkök’ün bu kadar keskin eleştirisine hedef olacağını sanmıyorum.


     Yanlış anlamayın, O, Türk müziğini çok sever, dinler gibi bir iddiayla O’nu savunmuyorum. Ney konusunda bazı düşüncelerimi ileteceğim.


     Ney benim çok sevdiğim, çok dinlediğim bir saz. Çok usta neyzenlerimiz var. Özellikle genç kuşak arasında da ilgi gören bir enstrüman.


     Ancak bizim radyolarımız, televizyonlarımız, bu sazı dünyeviden uhreviye yapılacak yolculuğun refakat sazı gibi sundular.


     İftar saatinde, sadece ney çalındı. Başka günlerde bu sazın sesi pek duyulmadı. Uçaklarda insanı biraz daha neşeli bir müzik karşılamalı, insanın içini açan, bu dünyaya bağlayan. O anlayışı savunuyorum.


     * * *


     İyisi çalınmayacaksa Türk müziğinde israrcı olmak anlamsız bence de.


    Doğan Hızlan / Hürriyet

     25 Eylül 2007, Salı

Atatürk kültür Merkezi Yıkılıyor

AKM Yıkılıyor…

     “TBMM Kültür Komisyonu”, “İstanbul Atatürk Kültür Merkezi”nin (AKM) yıkılarak yerine yenisinin yapılmasını öngören kanun tasarısını aynen benimsedi. Yıkım “İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti” kanunu kapsamında öngörülüyor.


     Ancak tuhaftır; tasarıda “AKM” ile “Rami Kışlası” dışında somut bir proje yok. “AKM”nin yerine ne yapılacak? Otopark, cami, alışveriş merkezini de içinde barındıran bir kompleks belki. Hiçbir şey belli değil.


     “Devlet Opera ve Balesi” Genel Müdürü Meriç Sümen, birkaç gün önce “Başkent TV”de iktidar mensuplarının operaya hiç gelmemesinden yakınıyordu. Opera ve tiyatroya dargın bir iktidarın daha iyi bir salon için bu kadar büyük heyecan içinde olması garip değil mi?


     “AKM” üzerindeki tescil de henüz kaldırılmış değil… İstanbul’un vitrininde yer alan böyle bir sembol yapı için önce bir proje yarışması açılır. Yeni proje yapılır. Kamuoyuna sunulur. Ondan sonra yıkım başlardı. Burada işler tersinden yürüyor. O yüzden kuşkular büyüyor.


     Komisyon üyesi Muharrem İnce İstanbul’da onca uzman üniversite dururken “Sakarya Üniversitesi”ne rapor hazırlatılmasını eleştiriyor. Kaldı ki o raporda da yıkım öngörülmüyor.


     Kültür Bakanı Ertuğrul Günay “AKM’yi, İstanbul’da yerine koyacak bir şey  olmadan yıkmam. AKM’nin 2010′a yetişmemesi ihtimalini görürsem, yıkmam” diyor… İyi güzel de… Yakında o koltuğa bir başkasının oturup yıkmayacağı ne malum?


     Bu arada siz.. Orada yıllarca tiyatro, opera, bale izleyen sanatseverler… Sizin hiç söyleyecek sözünüz yok mu?


     “TBMM Milli Eğitim ve Kültür Komisyonu” toplantısında “AKM”nin yıkılması görüşülürken rasladığı ilginç bir gelişmeyi CHP Milletvekili Muharrem İnce şöyle anlatıyor:


     – Komisyondaki MHP’li milletvekilleri benim her sözümü onayladılar. Baştan sona bizi desteklediler. Fakat oylamada tuttular AKP paralelinde oy kullandılar. Çok ilginçti…


     – Acaba neden?


     – Başbakan Erdoğan geçenlerde bir resepsiyonda karşılaştığı Devlet Bahçeli’ye “Komisyonlarda beraber çalışalım” demişti. O da “Hayhay Sayın Başbakan” yanıtını vermişti. Sanıyorum böyle bir işbirliği başladı.


   Melih AŞIK

     Açık Pencere Köşesi / Milliyet Gazetesi

     5 Ekim 2007, Cuma

Sanatçı Ruhlara İthafen

Sanatçı Ruhlara İthafen

     Gerçeğin izlerini takip ederek sesleri, renkleri ve birçok malzemeyi irdeleyerek merakını gidermeye çalışır insanoğlu ve bunu ancak “sanatın gücü”yle gerçekleştirebilir. Her zaman farklı yanıtlar bulma şansı vardır; çünkü “gerçek” insana göre değişerek farklı kuvvette hissettirir kendini. Bu gücün sayesinde kendi aynasını yaratır insan. Görebilme yetisi sayesinde en geniş kitlelere ulaştırabilir düşüncesini ve düşünceyi her daim insanla paylaştığı sürece geliştirir benliğini.


     Yaratı gücünü farkeden insan daha ciddi kararların peşinden sürüklenecek ve belki de Tanrı ile, yani en büyük yaratıcı ile hesaplaşma anında kendi aynasındaki hayale bakacak, “gerçeğinin” yaratı gücü sayesinde vücut bulduğunu ve bu gücün kuvvetini, kısacası “sanat”ı anlayacak.


     Sanat İnsanı İnsan’dan Ayıracak ve Daima İnsanı İnsanla Yaratacaktır!


     Sanat, yaratı gücü insanın elinde olan en büyük güçtür. Hangi önemli noktalardan çıkışı yakalar insanoğlu? Kendi benliğine yönelik yolculuğunda kimi, neyi ardında bırakır karanlık geçmiş? Bir bilinmeyenin merakı ile türlü yollar hazırlamışsa da “O” niye vazgeçmez bundan?


     Ve kocaman yalnızlık molalarıyla yüklü bu yolculuğunda ne kadar büyütür kalbini? Ve ne kadar zaman tanır bitmeyen tutkusu için yaşama?.. Benim hiç hayalim olmadı! Ne kadar acı bir cümle, değil mi? Kuru bir ağaç gövdesi bile kökleriyle hala bağlı iken toprağa, binlerce böyle güzel örnekleri varken umut düşlerinin… Üretimsizlik saplantılarından düş gücüyle sıyrılabilen insan… Niye hala sanata ve O’nun takipçisi olan sanatçıya gereken değeri vermez?


     Kim vazgeçer kendisinden? Düş gücü olmayanlar… Hayallerini savunmayanlar… Sesleri duymayanlar, renkleri görmeyenler… Kendi aynasında kendine bakmayanlar…


     Sanat ve etrafında gelişen yaratı gücü her zaman aydınlığı barındıracaktır bünyesinde… Ve insan bu kaynaktan beslenecektir düşünce gücü sayesinde…


   Aysun Timurcan

   Mart 2006 – İzmir

Piyanistin Çilesi

Piyanistin Çilesi

     Fransız piyanist Lazare Levy İzmir’de uçaktan indiği anda kendisini karşılayan emprezaryo ile aralarında şu konuşma geçiyor:


     – Piyanoyu görmeniz için evvela konser salonuna gidelim mi?


     — İyi ama, piyanonuzu beğenmezsem, onun yerine koyabileceğiniz başka bir piyanonuz var mı?


     — Ne yazık ki yok!


     — O halde beni otelime bırakınız da uyuyayım. Piyanonuzla akşam konserde müşerref olurum!


     Kemancılar, viyolonselciler sazlarını yanlarında taşıyabildiklerinden piyanistlerin gözünde mutlu çalgıcılardır. Konserden evvel yıllarca dost oldukları sazları ile ellerini ısıtarak sahneye rahatlıkla çıkarlar.


     Piyanist ise her gittiği yerde, çoğu zaman sürprizle karşılaşır. Her defasında yeni bir çalgı ile tanışmak ve onun imkanlarını bulup çıkarmak ne güç iş…


     Konser hayatımda tanıdığım piyanoların bazıları yüzyıllarını doldurmuşlar, fakat eski şaraplar gibi asaletlerini koruyorlar. Geçen yaz Abana’da kuyruklu bir “Erard” konser piyanosu gördüm. Zavallı evvela İstanbul’da bir kenara atılmış toz içinde dururken kolundan tutmuşlar, sevimli sahil ilçemiz Abana’ya getirmişler “daha sen işe yararsın” diye. Pes akortlu piyanolar hoşuma gider, davudi sesleri vardır. Ama gelin görün ki bu Erard’ın akordu tam bir ses düşük: La notasına basıyorsunuz sol sesini veriyor. Bütün telleri de pastan kahveleşmiş… Diyapozona göre bu piyanonun tellerini çekecek akortçunun alnını karışlarım eğer aletin içinde kopmadık bir tel bırakabilirse… Ama ziyanı yok, diğer sazlarla beraber çalındığında eseri bir ton yukarı (Beethoven usulü) transpoze ederiz olur biter!


     Başka bir eski asilzadeye Adana’da rastlarsınız. Sultan Hamit’ten kalma olduğu ve üzerindeki işlemelerin el sanatına düşkün bu Sultan tarafından yapıldığı rivayet olunur. Mekanizması Eski Viyana (tamir kabul etmez, dokunulmazlığı vardır). Cilacının zalim dirseği gomalak şişesini piyanonun içine devirip keçeleri harap etmemiş olsa idi daha çok işe yarardı bu alet. Ama gene de bu hali ile yeni duvar piyanolarının çoğuna meydan okuyor.


     Fakat piyanistin başına gelebilecek en büyük felaket “teneke, eski tencere, kazan” sınıflarına dahil piyanolarda çalmak değildir. Akordu düşük piyanolar da onları fazla rahatsız etmez. Onu “absolü kulak”lı olanlarla yaylı saz çalanlar düşünsün. Piyanist için katlanılması mümkün olmayan kusur sağ pedalın işlememesidir. Piyanonun içinde teller üzerindeki susturucu çuhaları kontrol eden sağ pedal için “piyanonun ruhudur” derler.


     Bir konserimde kulis arkasında eski fakat düzgün bir piyano üzerinde provamı yaptıktan sonra akşam sahneye çekilirken pedal kısmının yerinden oynatılmış ve işlemez hale gelmiş olduğunu sahnede ilk esere başlarken farkettim. Kaderim belli olmuştu. Program “Faure, Debussy ve Ravel.”


     Başka bir hatıra: İzmit’te tanımadığım bir piyano üzerinde çalmak üzere akşam üstü şehre vardım. Saat 20.30’da sahneye çıktım, piyanonun sonoritelerini anlamak için ufak bir giriş yapayım demeye kalmadı. Sesleri susturabilene aşk olsun! “Bir dokun bin ah dinle” cinsinden bir alet. Bir akor daha bastım. O da evvelki seslere karıştı. Şaşkınlığa yer vermeden Beethoven’in “Patetik Sonatı”na başladım. Hafif çalsam devamlı bir şekilde uğuldayan piyanoda ne çaldığımı duyamıyorum. Kuvvetli bassam sesler büsbütün biribirine karışıyor. Bu “politonal” konserin sonunda başkanın hararetli tebriklerini şu sözleri tamamlıyordu: “Ümid ederim ki, piyanomuzu beğendiniz. Geçenlerde hamallar taşırken pedalını kırmışlar, bir marangoza temel çivisi ile çivilettik, sağlam olmuş değil mi?”


     Bazı telleri kopmuş piyanolarda kopuk telli notayı bir oktav yukarıdan veya aşağıdan çalmak başka bir hünerdir. İnsan adeta oniki ton müziği yapıyor zanneder kendini. Fakat en çok bilek hüneri isteyen bir piyanoya Bolu’da rastlamıştım. Orta do ve re notalarının hizasına rastlayan kapak kilidinin çelik dili anahtar kaybolduğundan dışarıda kalmış. Bu piyanoda hem çalıyor hem de parmağımı her defasında dilin üstünden atlatmak gayretinin elime ne acayip şekiller verdiğini heyecanla seyrediyordum.


     Ya üzerinde çaldıkça parmak uçlarını gıcıklayan tuşlarında fildişleri dökülmüş yaşlı piyanolar… Ya bilmem hangi yüzyılda yurdumuza göç etmiş, oraya buraya atıla atıla nihayet bir kolacıya ütü masası olmuş zavallı bir alet…


     Yıllar geçiyor fakat onlar gene “yerli yerinde…”


   Mithat Fenmen

Aman tanrım !

 Aman Tanrım!

     Yaz sıcağı…


     Deniz, kum, güneş. Herkes sahillerde…


     İnsanların şehir ortamından uzaklaştığı bu mevsimde yeni vizyona giren çok güzel bir filmden bahsetmek istiyorum size. “Aman Tanrım 2”.


     İlk bölümünü izleyemedim, ama ikinci bölümü gerçekten hoş olmuş. Güzel bir konu; mesaj veren, eğiten, güldüren bir komedi filmi. “Nuh Tufanı” hatırlatılarak insanlara doğaya ve ellerindeki güzelliklere sahip çıkmaları öğütleniyor. Ailecek sinemaya gidip hoş vakit geçirmek isteyenler için tavsiye edilecek bir film.


     Film güzel, peki biz mesajları algılayabiliyor muyuz? “Yalan Rüzgarı” adlı dizi ile kırılan uyutulma rekoru ve benzerleri ile TV karşısında beyni uyuşturulan bir toplum olarak elimizdeki değerlere ne kadar sahip çıkıyoruz? Düşünelim!…


     Eskiden TV’de tek kanallı dönemde yayın kesildiğinde karşımıza çıkan tarihi Osmanlı ibrikleri çoktan satıldı bile. Ormanı ve doğayı da her gün katlediyoruz. Bu konuda teröristler de yardımcı oluyor bize. Her yere ağaç dikeceğimize apartman dikiyoruz.


     Fatih “Ormanlarımdan bir dal kesenin başını keserim” demişti, biz sembolik bir para cezası veriyoruz!


     Hava sıcaklığı, küresel ısınma deyip terliyor, ama hala araba sevdamızdan kurtulamıyoruz. Yere tükürüyor, sigara içiyor, çöpleri ayrıştırmıyor, paha biçilmez antik kentlerin üstüne saçma yazılar yazıyor, denizleri ve akarsuları kirletiyoruz.


     Hiçbir canlı siz ona zarar vermedikçe size zarar vermez, ama biz trafikte birbirimizi öldürüyoruz. Tilki avlıyor, sokak hayvanlarını tekmeleyip arabayla eziyor, işkence yapıyor, nehirde serinlemek isteyen bir ayıyı bile acımayıp taşlayarak öldürüyoruz.


     Acaba yaratılanların en mükemmeli olan insan biz miyiz?


     Yolda yürürken birbirimize selam bile vermiyoruz. Gülümsemeyi unutmuşuz; iş, para, koltuk, makam sevdalısı yaratıklar olmuşuz.


     “Müsaitseniz annemler size gelmek istiyor” cümlesi tarih olmuş.


     Hırs, tatminsizlik, kıskançlık, aç gözlülük yüzünden aile kavramı aşırı derecede soyutlanmış. Birlik olacağımıza birbirimizin kuyusunu kazıyoruz.


     Evet, acı ama gerçek bu saydıklarım. Kimseye kızmayalım, biz böyle davrandıkça kurumların yozlaşması çok normal. Gelecekte sevgi ve eğitim kurumları olan tiyatro, sinema, sinfoni, opera ve bale gibi kurumlar kalmazsa bu da bizim suçumuz. Doğaya da kızamayız, çünkü ona da en büyük kötülüğü biz yapıyoruz.


     Farkında değiliz ama gelecekte bir gün “Aman Tanrım!” diyeceğimiz bir an gelirse, onu da biz hazırlıyoruz.


   Zafer Yümlü

   2007 Eylül - İzmir

Merhaba Dünyalı

Merhaba Dünyalı…     Efendim hikaye bu ya, olay NASA’da geçiyor.


     Nasa yetkilileri bir akşam karanlığında uzaydan garip sinyaller almaya başlar ve heyecanlanırlar. Dünya dışı varlıkların olduğu düşüncesi artık gerçeğe dönüşmektedir. Heyecan dorukta…


     Önce zayıf gelen radyo sinyallari zamanla netleşir. Bu varlıklar çok garip bir İngilizce ile iletişim kurmaktadırlar.


     Nasa’nın yetkilisi bu uzaylı yaratıklara yaşantıları hakkında sorular sorar;


     – Adınız nedir?


     – Hindi.


     – Ne ilginç bir isminiz var!


     – Siz dünyalılar bize öyle diyorsunuz.


     – Yönetim biçiminiz nedir?


     – Bir liderimiz vardır, gücünü halktan aldığını söyler. Tüm ülke halkı o ve yardımcılarının rahatı için çalışır ama yetmez. Onlar ise sadece konuşup tartışırlar, son model araçlarla ülke ülke gezip çocuklarını yurt dışındaki okullarda okuturlar. Bu yönetime Cumhuriyet deriz.


     – Ne yer, ne içersiniz?


     – Ekmek yer, su içeriz. Cennet gibi bir ülkemiz vardır, her şey bol miktarda yetişir ama üretmemiz ve kullanmamız yasaklanmıştır. En küçük ihtiyacımızı bile başka ülkelerden alırız.


     – Eğitim durumunuz nedir?


     – Ülkemiz üniversite mezunu kaynar. Yakında her şehrimizde üniversite açılacak. Halkımız o kadar kültürlüdür ki gazete okumaya bile gerek duymaz. Zaten gazetelerde de mankenler ve cinayetlerden başka bir şey yoktur. Magazin programları üstüne tartışır, evlendirme programları izleriz. İş bol ama işsiz çoktur. Çünkü kimse çalışıp üretmek istemez. Hafızamızla gurur duyarız. Her şeyi ertesi gün unuturuz. Bu yüzden hep mutluyuzdur.


     – Kültür seviyeniz nasıldır?


     – Çok iyidir. Kendi dilimizi kullanmak yerine diğer ülkelerin dillerinden bir karışım elde ettik, onu kullanıyoruz. Fazla gürültü yapmasın diye senfoni ve operalarımızın sayısı azdır. Çoksesli müzik insanları birleştirip geliştirdiği için kötü görülür ülkemizde. Konservatuvar mezunları barlarda çalışır. Senfoni ve operalar kağıt israfı olmasın diye her yıl ezberden aynı eserleri çalar, proje üretmezler. Korolarda görüntü var, ses yoktur. Bale gösterilerinde balerinlerin yerine göbeklerini kaldırır baletler. Tarihimize de çok bağlıyızdır. Tarihi eserlerin üzerine aşk mesajları yazar, gök cisimlerini çizeriz.


     – Uluslararası ilişkileriniz nasıldır peki?


     – Süperdir. Her emri yurt dışından alır ve uygularız. Devlet sanatçılarımız bile yurt dışında yaşayıp keyif yapar, ülkemizi kötülerler. Her biri bir ilahtır. Ülkemizde nadiren konser verip, öğrenci yetiştirmezler. Sadece tatil dönemlerinde ülkeye gelirler. Üretmek, çalışmak gibi bir hata asla yapmayız. Orkestralarımızın kendi bestecilerimizden eserler çalması ise çok ayıp karşılanır.


     – Hiç mi çalışmazsınız?


     – Hayır. Yıllar önce atalarımızın çalıştıkları ile övünür, her yıl o zamandan kalma marşları söyleriz. Ülkeyi yer yer ama bitiremeyiz. İlk önderimizin resimleri her yerdedir. Resimlerine bakıp yaptıkları yerine elindeki sigaranın tartışmasını yaparız.


     – Müziğiniz, edebiyatınız nasıldır peki?


     – Çok güzel şarkılarımız vardır. “Nane Nane”, “Allah Belanı Versin” gibi. TV’lerde klipleri o kadar güzeldir ki kimse bir saniye kendini ayıramaz. Eskiden halk ozanlarımız, halk müziğimiz varmış, onları hiç geliştirmeyiz. Bağlama denen bir çalgımız vardır. Çoğunluk onu çalar ülkemizde. Ama iki bağlamacı yan yana gelince mutlaka birbirine çengel takar. Edebiyat ustalarımızda çoktur. “Tosun” vardır mesela! Başarılı yazarlarımızı hapse atarak ödüllendiririz.


     – İlgi alanlarınız nelerdir?


     – Televizyon, futbol, cinayetler ve mankenler. 12 yıl süren diziler izleriz. Yerli dizilerimiz o kadar gerçekçidir ki köylerde insanlar son model araçlarla gezer. Halkımız birbirini nasıl aldatabileceğinin, nasıl daha vahşice öldürebileceğinin planlarını yapar. Böylece nüfus planlaması da yapmış oluruz. Ekonomimiz o kadar iyidir ki üretim olmasın diye her yıl sürüyle iş yeri kapanır.


     – Atalarınız kimlerdir sizin?


     – Yaptığımız araştırmalara göre dünya kökenliyiz. Orta Asya’dan geldiğimiz söylenir.


     – İlginç!


     – Evet. Merhaba Dünyalı ben TÜRKÜM!!!


Zafer YÜMLÜ

Nisan 2008 – İZMİR

.edu ve .gov backlink alma

Merhabalar bugün 2.yazımı yazıyorum
Faydalı olacak umarım…

Sitelerinize .edu ve .gov backlink almak için google arama motorunu kullanacağız…

Google arama motorumuza girdikten sonra :
site:.gov blog
site:.edu blog
site:.edu comment
site:.gov comment
yazarak .edu ve .gov siteleri arıyoruz.Sonra o sitelere girerek yorumlarımızı yazıyoruz…

Yorumlar konu ile alakalı olursa çok faydalı olacaktır.
Bana göre nofollow,dofollow farketmiyor.edu ve gov backlinkler her türlü etki eder.Çünkü google gözünde çok değerliler…

Kolay Gelsin…
(Kaynak gösterek yayınlayabilirsiniz…)

Kaynak: WebmasterEvi-Benim Sitem » Blog Archive » .edu ve .gov backlink alma

Sizlere wordpress kullanıcıları için çok yararlı olduğunu düşündüğüm bir eklentiyi tanıtacağım. Bu eklenti sayesinde birden çok wordpress sitesi olanlar ve her yeni sürümde sitesini güncellemeye vakit bulamayanlar çok rahat edeceklerdir.

Hepiniz merak ediyorsunuz bu eklenti ne işe yarıyor diye, o zaman siz okumaya devam edin bende fazla uzatmadan anlatayım

* Wordpress sitenizin veritabanını yedekliyor, veritabanı için bir bağlantı oluşturup size sunuyor.
* Wordpress son orjinal sürümünü indiriyor, indirdikten sonra sunucuda bu dosyayı açıyor.
* Wordpress sitenizde ki aktif olan tüm eklentileri etkisiz hale getiriyor.
* Wordpress yeni sürümü için açtığı dosyaları, eski dosyalarla değiştiriyor.
* Wordpress sürümünü güncelleştiriyor ve veritabanı tablolarını yeniliyor.
* Wordpress sitenizde ki kurulu eklentileri tekrar aktif hale getiriyor.

Bu işlemlerin hepsi otomatik olarak gerçekleştiğinden site sahiplerine çok büyük kolaylıklar sağlıyor.

Eklentiyi kurduktan sonra Yönet–>Automatic Upgrade sekmesine gelin ve oraya ftp bilgilerinizi yazın. Let’s Go butonuna basın ardından gelen sayfadan Click Here linkine tıklayın ve adımları takip edin

Gerçekten çok işe yarıyor, denemenizde fayda var diye düşünüyorum

İndirme adresi: Wordpress Automatic Upgrade

Hatalarım varsa affola, şimdiden iyi kullanımlar

İyi günler arkadaşlar

Çok ama çok azımız sitemizin Google,Yahoo veya Msn search gibi arama motorlarından hit almasını bekleyecek kadar sabırlı.
Ayrıca günümüz türkiyesinde yapılan sitelerde bulunan kopya içerik,içerik azlığı ve zayıflığı ve bir konuya değil birden fazla konuya yönelip daha çok hit alırım bunlarla birlikte mevzusu(bknz:forumlar) bu hit bekleme işini dahada bir zor kılıyor,bunun çoğumuz farkındayız sanırım
Bu sebeple size Türkiye’de kullanan kişilerin az olduğu fakat gitgide popülerleşen bir sektörü,”Social bookmarking” sektörünü anlatacağım.

Öncelikle, düzgün bir tasarım olmayan ve bir konuya odaklanmamış hertelden sitelerdense makaleyi okumakla değerli vaktinizi harcamayın,bir işe yaramayacak ve altını çiziyorum götürüleri olacaktır.

SociaL BookmarK nedir?

Social bookmark,kullanıcılarının bulduğu,keşfettiği siteleri listesine ekleyip diğer kullanıcılar beğendikçe,oy verdikçe üst sıralara taşıyan bir sistemdir,hafiften bi’ toplist diyebiliriz sanırım

SociaL BookmarkinG nedir?

Avrupa ve Amerikada bir çılgınlık,kişilerin beğendiği siteleri bookmarka eklemesi olayıdır

Nasıl Hit Alırım Bu Sitelerden?

Sitenizi adrese eklerseniz,ziyaretci çekecek bir alandaysa belirli bir kullanıcı grubu gelecektir sitenize.

Ve bizi asıl ilgilendiren,belkide konuya girmenizi sağlayan mevzu; Nasıl Daha Fazla Hit Çekerim?

Link değişim mantığı,diğer webmasterlarla değişim yaparsınız.Siz onun sitesine oy verirsiniz o sizin sitenize böylece doğal yoldan puan almış sayılırsınız. Digitalpoint vb. yabancı webmaster forumlarında bu değişim için özel kategoriler mevcut,tıpkı bizim link değişimi kategorilerimiz gibi.

Hangi bookmarkları biliyorsun söyle bakalım ufaklık?

Burada yabancı siteleri paylaşmıştım,türkçe siteleride sizden bekliyorum,yazdıklarınızı ekleyeceğim

Küçük bir ayrıntı: Site dili ile bookmark dili arasındaki eşitlik önemi

Makaleyi okuyan arkadaslar hemen yabancı sitelerde türkçe sitelerini tanıtacaktır,hiç uğraşmayın derim,değmez üstüne birde Türklere laf söyletmiş olursunuz.

Adsense kullanıyorum,bu siteleri kullanmamın sakıncası olurmu & kazançlarımda artış gözlemlenirmi?

Şeyini çıkarmadığınız (!) sürece hiçbir şekilde ban vs. söz konusu değildir,kazançlarınızda azda olsa bir artış gözlemlersiniz ve en önemlisi,en sevdiğim nokta,tıklama oranının fazla olduğu sitelerinizde kullanınca otomatikmen bu oranı düşürebiliyor,ban riskini azaltabiliyorsunuz..

Heryerim ağrıyor,bugünlük ekmek bu kadar,umarım yardımcı olabilmişimdir arkadaşlar,soru ve sorunlarınızı burada bildirirseniz gerek ben gerekse diğer arkadaslar yardımcı olacaktır.
Makale bumblebee tarafından zone.org webmaster forumu için yazılmıştır,alıntı yaparken bu cümleyi lütfen silmeyiniz,silen kişilere hakkımız/bilgimiz helal değildir.
umarım bu kafaylada eksik,yanlış bişey yazmamışımdır

Alıntı: Zone.org

WordPress'in desteğiyle. ve Metal | Rock Sozluk | Rock Blog | Rock Dizin | Rock Toplist | Rock Lyrics | Rock